Çiftlikte Günübirlik Etkinlikler

Bu hafta size çiftliğimizde düzenlediğimiz günübirlik organizasyonlardan biraz bahsetmek istiyorum. Son yıllarda giderek sıklaştırdığımız bu etkinliklerde amacımız, katılımcıları bir günlüğüne de olsa şehrin keşmekeşinden uzaklaştırıp doğayla bağları güçlenmiş olarak evlerine yolcu etmek.

Masa başında geçen yıllar fiziksel dayanıklılığımızı köreltirken, şehrin koşuşturması da psikolojimizi aşındırıyor. Zamanla en temel içgüdülerimizi bile unutmuş oluyoruz. Şehirde büyüyen çocuklar hayvanlara dokunmaktan çekiniyor, yetişkinler ise ayakkabısı kirlenir diye toprağa basmaktan kaçınıyor. Birçoğu en son ne zaman çıplak ayakla toprağa bastığını bile hatırlamıyor! İşte bütün bunlar içten içe bizi tüketiyor; sağlığımızı ve ruh halimizi olumsuz etkiliyor. İşte bu noktada, şehre verilen tek bir günlük ara bile inanılmaz fark yaratabiliyor.

Genellikle 20-40 kişilik gruplarla düzenlediğimiz etkinliklere, 300 yıllık dev bir meşe ağacının altında, ateş başında, elimizde çayımız kahvemizle başlıyoruz. Herkes kısaca kendini tanıtıyor; o günkü hava durumundan ve hislerinden bahsediyor. Biz de kendi hikayemizi paylaşıyoruz. Bu sırada insanların ilk fark ettiği şey genellikle sesler ve kokular oluyor. Şehrin gürültüsünün yerini kuş cıvıltıları, yaprak hışırtıları, koyunların melemesi, kazların ve tavukların sesleri alıyor; egzoz kokusunun yerini ise toprağın, ormanın o derin, canlı kokusu kaplıyor. Beyin adeta “işte doğru yerdesin” sinyalini vermeye başlıyor. O noktada köyün içinden geçerek orman yürüyüşümüze koyuluyoruz.

Ormanı anlatmaya sayfalar yetmez. İnsan eli değmemiş az sayıdaki değerli alanlarımızdan biri olan ormanlar, kendi başına mükemmel bir uyum içinde var oluyor. Ağaçlar, hayvanlar, zemin bitkileri, böcekler, solucanlar, mantarlar, protozoalar, miselyum ağları, bakteriler… Sayısız halkadan oluşan bu büyük döngüde biz sadece birer misafiriz. Ormana adım attığınız anda başka bir dünyaya girdiğinizi hissediyorsunuz: sıcaklık, renkler, hava… Her şey değişiyor. İlk bölümde sessizce yürüyor, sadece ormanı hissediyoruz. Ardından ormanın işleyişini ve döngüsünü konuşuyor, çevremizdeki bitkileri tanıyarak yolumuza devam ediyoruz. Gündelik hayatın monotonluğundan biraz daha uzaklaşmak için bazen rotadan çıkıp ufak tepeleri ve küçük bir dereyi aşmayı da ihmal etmiyoruz. Bu sırada birçok katılımcı, ne kadar güçsüzleştiğini, gün içinde bir yerden bir yere yürümek dışında neredeyse hiçbir fiziksel aktivite yapmadığını fark ediyor. İşte o anda, hayatına daha fazla hareket katma kararının ilk tohumları da atılmış oluyor.

Birkaç kilometrelik bu keyifli yürüyüşün ardından tarlalarımıza varıyoruz. Artık insan elinin değdiği bir alandayız; fakat burası sıradan bir tarım arazisi değil. Agroekolojik yöntemlerin uygulandığı, toprağın canlılığını koruduğu ve hemen yanı başındaki ormanla adeta bütünleşmiş bir ekosistem. Burada doğayla savaşmak yerine onunla birlikte nasıl tarım yapılabileceğini gözlemliyoruz. Kullandığımız yöntemleri mümkün olduğunca sade ve anlaşılır bir dille anlatırken, bir yandan da öğle yemeğimiz için salatanın taze malzemelerini toplamaya başlıyoruz. Tarım alanlarımızı gezdikten sonra kısa bir bitki yetiştiriciliği atölyesi yapıp, çiftlik hayvanlarımızın olduğu alana doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Geldiğimizde sofranın son hazırlıklarını tamamlıyor, topladığımız otlar ve sebzelerle salatamızı yapıyoruz. Tabii öğle yemeği sadece salatadan ibaret değil; çiftliğimizde ürettiğimiz ürünlerden hazırladığımız çeşit çeşit meze, çorba, sebze yemekleri ve daha niceleri sofrayı donatıyor. Şunu özellikle vurgulamak isterim: Yüzlerce katılımcı arasından bu yemeklerin tadına bakıp da memnun kalmayan neredeyse hiç kimseyle karşılaşmadık. Açık havada, sevdiğiniz insanlarla birlikte yenen sağlıklı ve lezzetli bir öğle yemeğinin keyfi gerçekten hiçbir şeye benzemiyor. Yemeğin ardından bazen katılımcıların kendi aralarında organize ettiği küçük bir etkinlik daha olabiliyor. En sonunda yine elimizde çay ve kahvelerle ateş başında kapanış çemberimizi yapıyoruz. Bu kısımda çoğu insan, doğadan ne kadar uzaklaştığını fark ettiğini dile getiriyor. Gün içinde yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi, gördüklerimizi içtenlikle paylaşıyoruz. Bu gün gerçekten unutulmayacak bir deneyim olarak herkesin hafızasında yer ediyor.

Bu organizasyonların daha kısa ve eğlenceli versiyonlarını ise genellikle okul öncesi çocuklarladüzenliyoruz. Onların otobüsten iner inmez yüzlerindeki o değişimi görmek gerçekten eşsiz bir duygu. Her etkinlik bizim için de ayrı bir hikâye oluyor. Farklı farklı insanlarla tanışıyor, yeni hayat öyküleri dinliyoruz. Sanırım çiftlikte yaptığımız organik gıda üretimiyle birlikte, en anlamlı ve en çok ruhumuza dokunan işlerden biri de tam olarak bu günler.

Belki bir gün siz de bu organizasyonlardan birinde bizimle tanışırsınız. Haftaya görüşmek üzere.

Daha fazla bilgi için ziyaret edebilirsiniz: https://fargeorganik.com/pages/ciftlik-ve-orman-gezisi

RELATED ARTICLES