Sentetik Pestisitler Olmadan Tarım Mümkün mü? Sri Lanka ve Sikkim örnekleri

Maalesef sektördeki pek çok kişi, sentetik girdiler olmadan büyük ölçekli tarımın imkânsız olduğu yanılgısına kapılıyor. Dünya nüfusunun organik yöntemlerle beslenemeyecek kadar devasa olduğu düşüncesi, birçok paydaş tarafından adeta bir gerçek gibi kabul ediliyor. Oysa bu yaklaşım, yalnızca yanlış örneklerden beslenen, yanıltıcı bir algıdan ibaret.

Nasıl ki ağır hasta bir birey, mucizevi bir dokunuşla bir gecede ayağa kalkmıyorsa, tarım sektörümüz de kısa vadeli bir sihirle iyileşmeyecek. Bunu en baştan kabul etmeliyiz. On yıllar boyu toprağımıza ve doğaya verdiğimiz zararı, doğru adımlara geçerek bir anda temizleyemeyiz. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi, toprağın kendini toparlaması, yıllara yayılan bir şifa sürecini gerektiriyor. Bu yüzden, ayakları yere basan reformlarla yola çıkmak ve temel hatalardan vazgeçmemiz gerekiyor. Sentetik girdileri bir anda yasaklamak ise bu işin çözümü kesinlikle değil. Zira böyle ani hamleler, sektörü ve ülekyi çıkmaz bir krize sürüklemekten öteye gitmeyecektir. İşte tam da bu noktada, Sri Lanka örneğini yakından inceleyip ders çıkarmamız lazım.

2021 Nisan'ında, Gotabaya Rajapaksa hükümeti, ülkeyi "dünyanın ilk tamamen organik tarım ülkesi" yapma rüyasıyla sentetik gübre ve pestisit ithalatını bir gecede durdurdu. Resmi sebep ise bu girdilerin yarattığı ekonomik yükü hafifletmek olarak gösterildi. Ne var ki, çiftçilere agroekolojik yöntemler konusunda eğitimsiz, organik alternatifler ise yetersizdi ve topraklar yıllardır kimyasala alışmıştı. Sonuç ise tam bir felaket oldu. Pirinç hasadı bir sezonda %32 eridi, çay üretimi %18-27 oranında küçüldü; sebzeler %57, mısır %68 kayıp verdi. Sadece çay ihracatına bağlı olarak 425 milyon dolarlık bir hasar alındı. Gıda fiyatları roket gibi fırladı, sosyal huzursuzluk patladı ve sallantıdaki ekonomi tam bir kaosa gömüldü. Hükümet aldığı kararları 1 yıl bile geçmeden, geri çekmek zorunda kalındı, ancak hasar çok büyüktü. Binlerce çiftçi iflasın eşiğine gelmiş, ülke ekonomik krize sürüklenmişti. Dünya Bankası'na göre, bu kısa soluklu deneme ülkenin genel gelirini %4.35 oranında aşağı çekti!

Günümüzde eleştirmenler –ki bunlar genellikle sentetik girdi lobilerinden yükselen sesler– bu öyküyü bayrak gibi sallayıp, "İşte, organik tarım büyük ölçekte imkânsız!" diye haykırıyor. Oysa asıl sorun, organik tarımda değil; devletin çiftçiyi hazırlıksız, plansız bir uçuruma itmesindeydi. Binlerce yıllık bir ekosistemi bir gecede tersine çevirmek mümkün değil. Bu nendenle Sri Lanka, organik tarımın "kötü yüzü" değil; kötü yönetimin en acı dersi olarak anılmalıdır. Eğer eğitim programları, organik gübre teşvikleri ve kademeli bir geçiş yapılmış olsaydı, bugün bambaşka bir başarı masalını anlatıyor olurduk.

Öte yandan, Hindistan'ın kuzeydoğusundaki daracık bir Himalaya cenneti olan Sikkim eyaletinde, bambaşka bir senaryo sahnelendi. 2003'te hükümet, "10 yılda %100 organik tarım" vizyonuyla yola koyuldu. Ama Sri Lanka'nın aksine, aceleye kaçmadılar; 13 yıllık titiz bir planla ilerlediler. Önce 100 pilot köy kurdular, çiftçilere ücretsiz eğitimler sundular. Kompost yapımı, ekim rotasyonu, doğal pestisitler... Sentetik girdilere kademeli olarak veda ettiler –2006'da %30, 2010'da %50– ve teşvik yağmuruyla 2016'da eyalet, 76 bin hektarını tamamen organik olaraksertifikalandırdı. Kimyasal izi sıfır, tertemiz bir sayfa!

Bu yolculukta verim, beklenildiği gibi ilk yıllarda %10-20 geriledi; ama 5 sezon içinde kendinitoparladı ve pirinç ile sebzelerde %15-20'lik bir sıçrama yaşandı. Çiftçiler ise artık daha özgür.Kendi girdilerini üretiyor, ürünlerini daha iyi fiyatlarla satıyolar. Üstelik birçoğu eko-turizmle ek gelir kaynağına da ulaşmaya başladı. İhracat ise bu süreçte %30 arttı, doğa arındı, biyoçeşitlilik geri döndü. Uluslararası ödüllerle de taçlandırılan bu model, Sikkim'i küresel bir ilham kaynağı haline getirdi.

İşte iki ayrı ülke, aynı rüya, ama dağlar kadar farklı yollar ve sonuçları. Dünyayı organik tarımla besleyebileceğimize dair inancım tam; ama trilyon dolarlık bir devi bir anda dize getirmeyi beklemek, fazla iyimserlik olur. Şimdilik elimizdeki en güçlü silah, daha çok insana ulaşarak toplumsal bir farkındalık yaratmak. Zamanla, toplumun sesi tarım politikalarını şekillendirecektir.

RELATED ARTICLES